Bilindiğim gibi değilim aslında
Belki senin olduğun yer, aşılması istenmeyecek kadar uzak…
Belki çok daha yakınsındır bana, diğerlerine olduğundan..
Belki susamışsındır uyanırken uyur uykularının içinde; belki suya doymuşluğun vardır, tüm yaşadığın gerçeklikleri hayale dönüştürdüğün okyanus ülkelerinde…
Belki göreceksindir, belki gözlerine ulaşmak sözkonusu bile değildir…
Belki gülüş belki de ağlamak yakışacaktır dudağının yanağına kıvrılan eğimine…
Belki ufak bişeydir aklında kalanlarım, belki çok büyüktür yeri bende bile olduğundan..
Belki bir ayna kırılmıştır yüzünde, belki ben gülüşünü yara sanmışımdır hep kırıkların arasından görmüşlüğümle…
Belki bana yakıştırdığın şeydir yalınlık…
Belki kalabalık olmamızı istemeyişindendir tenha kırılganlığın…
Belki kayıplarımız büyük..
Belki kazanacaklarımız çok daha fazla..
Belki binlerce yazım hatasından biriyiz, belki de cesaretsizliğimizden kusur bulamıyoruz yalnızlığımıza…
Belki doğruyuz, belki hata…
Belki yürüyüp geçtiğin şehirlerim bir tek sana açılmıştır…
Belki yürüyememişsindir bile tek bir sokağımda…
Belki binlerce saç telinden biriyimdir parmaklarının arasında..
Belki taranmamış bir örgüdür varlığım çocukluğunun herhangi bir kalıntısında…
Belki susmayı seçtiğin gibi konuşmayı da denemişsindir yeri geldiğinde…
Belki senin bana duruşun bir çocuğun karanlık korkusu gibidir…
Belki elini uzatsa ışığa korkularının biteceğini bildiği halde..
Belki sen..Belki ben..Belki gecenin 3’ü..Belki kum, belki rüzgar, belki bulut, belki umut…
Belki parçalanmış bütünlerini bana bırakışın ama farkında olmayışın gibi, susmayı ne çok seviyorum belki duyarsın diye…
ouuw tebrikler! Yavşaklık diploman hazır.
Küçücük bir kalbin, utançtan ve aşktan pembe yanaklara çizilmesine neden olan kişidir çocukluk aşkı..
Utana sıkıla oynanan dansa davetlerin kahramanı.. Kumdan kalelerde siz prensesken onun da prens olmasını dilediğiniz.. Belki de hayatınız boyunca yalnızca kendisiyle oynadığınız veya oynayabileceğiniz, masmavi düşlerde el ele göklerde cirit attığınız sevgili çocukluk aşkıdır kendisi… Masumca sevilip masumca öpülmesi dilenen…
Yıllar geçtikçe, özlenen o kişi olmaktan çok size hissetirdikleridir. Sanki yıllar içinde aklımız büyüdükçe kalbimiz küçülmüştür. Çocukluk aşkınız aklınızın kalbinizi durdurmadığı altın çağın kahramanıdır.
Saftır, masumdur, asla unutulmayacak hep özlem duyulacak olandır.
Hayatı seçin. İş bulun. İşinizde ilerleyin. Aile kurun. Büyük ekran bir televizyon alın. Çamaşır makinesi, araba, cd player, elektrikli konserve açacağı alın. Sağlığınıza dikkat edin. Kollesterolünüzü düşük tutun ve kendinize diş sigortası yaptırın. İpotekle ev alın. İyi bir ev için çalışın. Arkadaşlarınızı seçin. Hobileriniz için ayrı giysiler ve uyumlu çanta kullanın. Doğru dürüst bir çatısı olan, üç odalı pahalı bir daire kiralayın. D.I.Y’e gidin ve Pazar sabahı orada ne işiniz olduğunu düşünün. Kanepenizde oturun, televizyonun beyninizi yıkamasına izin verin, ruhunuzu o salak yarışmalara satın ve bir şeyler tıkının. Tüm bunları yaptıktan sonra intihar edin. Sırf neslinizi devam ettirebilmek için ürettiğiniz o sersem bebeklerin ortalığa işemesini izleyin. Geleceğinizi seçin. Hayatı seçin. Ama neden böyle bir şey yapayım ki? Ben hayatı seçmemeyi seçtim. Ben başka bir şey seçtim. Neden mi? Hiçbir nedeni yok.
-Nasılsın?
+İyiyim teşekkür ederim sen?
-Nasılsın?
+İyiyim sağol sen?
-Nasılsın?
+İyiyim sen?
-Nasılsın?
+ …. iyii sen?
-Nasılsın?
+Off bilerek mi yapıyorsun?
-Neyi?
+Nasılsın diyorsun sürekli.
-Nasılsın?
+Bak yine nasılsın diye soruyosun. İyiyim diyorum niye sürekli aynı şeyi soruyorsun?
-Nasılsın?
+Kötüyüm
- Gördün mü bak sürekli yalan söyleyemiyorsun.
+..?
-Ben sana nasılsın dediğimde senin iyiyim demen kadar yalan bi hayatın var. İyi olmadığın halde iyi olduğunu sölüyorsun.
Yalana o kadar alışmıssınız ki artık masum bir nasılsın sorusuna bile yalan söyler durumdasınız..
Hatırlananlar mı?
Onlar uzak bir şehirde büyük ihtimalle hiç bir şey hatırlamamaktadırlar.
İçimdeki yara… Belki de hepimizin…
Çocukken düşerdik hani, dizlerimiz kan revan içinde kalırdı, canımız yansa da umursamazdık. Nasıl olsa kurur, bize de kabuğu kalırdı… Bazen sırf o kabuk olsun diye koşardık tam gaz, bilerek düşenlerimiz bile vardı…
Tatlı tatlı kabuk soymak için.
Ne zevkti ama… İnceden bir sızı, sonra biraz da kan bulaşırdı. İşte o kanı özledim ben… O kabugu soymayı… Düşmeyi, düşüp düşüp yeniden kalkmayı..
Çocuk olmayı, hiçbir şeyi umursamamayı..
Aşk engel tanımaz, aşkın açamadığı kapı yok, kanatlanıp uçamadığı yer yok, aşk hayat verir, aşk şöyledir,aşk böyledir… Aşk tesadüfleri sever. Çok güzel, evet. ”Bazen” böyle güzel oluyor, tıpkı filmlerdeki gibi. İşte savaşlar veriliyor, adamlar öldürülüyor, hırsızlar yakalanıyor, kurbağa prense dönüşüyor, çingene iş adamıyla evleniyor, aynı elbisenin laciverti. Bana aşk böyle anlatıldıysa çocukluğumdan bu yana; peki nerden çıktı bu engeller, neden açılmadı kapılar, bırak kanatlanmayı neden sıçrayamadım,sıçrayamıyorum? Ormanlar neden yemyeşil,capcanlı değil? Yağmurlar neden titretiyor her damlasıyla. Pardon, hata en başından beri bende. Alt yazıyı kaçırmışım ben: ”Burada anlatılan her şey hayal ürünüdür.”